UZLAŞMAK MI, O DA NE?
Uzlaşma sözünü zaman zaman kullanırız. Kolayca söyleyiverdiğimiz bir söz, tınısı da kendisi de hoş. Hoş, çünkü barışı, huzuru çağrıştırıyor. Uzlaşmanın olduğu ortamda kavga, gürültü olmaz. Uzlaşan insanlar dünyanın en mutlu insanları olmayabilir. Fakat en azından birbirinin boğazına sarılmaz, birbiri ile ilgili “bir kaşık su” hayalleri kurmazlar. Uzlaşma güzel, hayal etmesi bile çok şirin. İnsan ilişkilerinde sevginin, hoşgörünün, mutlu şekilde birlikte yaşamanın hazırlayıcısı.
Güzel olmasına güzel ama hayata geçirmek o kadar da kolay değil. “Taraflar arasında düşünce veya çıkar ayrılığını karşılıklı ödünler vererek ortadan kaldırmak, uyuşmak, karşılıklı anlaşmak…” Sözlükler uzlaşmak kelimesi için bu tanımı veriyor. Yani ortada ya bir düşünce farklılığı olacak ya da bir çıkar ayrılığı. Bu ayrı olma durumu ortadan kaldırılacak. Nasıl? Karşılıklı ödünler vererek. Zurnanın zırt dediği yer de burası zaten: ödün vermek. Ödün vermek yani sahip olduğunun biraz daha azı ile yetinmek kimse için kolay değil.
İşin çıkar boyutu yazılı kurallarla önemli ölçüde çözümlenebiliyor. Çıkarının zedelendiğini düşünen kimse kurallara ya da gerekirse hukuka başvuruyor. Bu şekilde çıkarını korumaya çalışabiliyor. Ama görüş farklılığı çok başka bir konu. Onu ortadan kaldırmak genellikle zor iş.
İki kişinin tamı tamına aynı düzlemde durması çok zor. Sayısız ayrıntıyla dolu yaşantımızda böyle bir durum hemen hemen olanaksız. O ayrıntıya takılmazsan bu ayrıntıya takılırsın. Hiç olmadı, daha önce aklına gelmeyen bir ayrıntı her şeyi siler süpürür gider, öylece kalakalırsın.
Bir örnekle konuyu özetleyecek olursak: iki kişiden her birine su mu istersin yoksa çay mı diye sorsan ikisinin de su ya da ikisinin de çay isteme olasılığı dörtte bir. Yani uzlaşma olasılığı var ve oldukça da yüksek. Ama aynı iki kişiye on sekiz farklı seçenek sunarsan her ikisinin de aynı tercihi bildirmesi düşük bir olasılık. Ayrıntı okyanusu hayatımızı bu şekilde zorlaştırıyor.
Bir tarafın kendi düşüncesini diğer tarafa kabul ettirmesi kolay kolay mümkün değil. Bu mümkün olsaydı dünyamızın atmosferi toz ve pembe sözcükleriyle dolardı. Mutlu insanların havalarda uçuştuğu bir gezegende yaşıyor olurduk. Düşünceleri tümüyle örtüşen, bir konuda birbirinin tamamen aynı görüşlere sahip olan insanlar hiç yok değil elbette. Seyrek de olsa bulunabilir.
Bizimle doğrudan bağlantısı olmayan konularda uzlaşmak kolay. Başka insanları ilgilendiren, başka insanların yaşadıklarıyla ilgili olan konuşmalarda karşımızdakiyle kolayca hemfikir olabiliriz. İşin içinde bize dokunan, bizim canımızı yakan bir durum yoksa uzlaşmak hiç zor olmaz. Ne de olsa “el elin eşeğini türkü söyleye söyleye arar”. O nedenle böyle durumlarda bir pamuk yumağı kadar uyumlu olur, uzlaşırız.
Sahip olmadıklarımız söz konusu olunca son derece bonkör yani eli açık davranırız. Öğretmen Alican’a iki tane otomobilin olsa birini arkadaşına verir misin diye sorar. Alican elbette diye atılır, sözü mü olur, tabii ki veririm. Öğretmen iki tane şato, iki tane uçak, iki tane… şeklinde sormaya devam eder. Alican her seferinde büyük bir coşkuyla bir tanesini arkadaşına seve seve verebileceğini yüksek sesle haykırır. Öğretmen en sonunda “iki tane kalemin olsa birini verir misin” diye sorar. Alican duraklar. Kem eder, küm eder. Öğretmen üsteleyince birini arkadaşına veremeyeceğini söyler. Çünkü iki tane kalemi zaten vardır.
Ancak gündelik yaşamda iletişim kurduğumuz insanlarla aramızda bir çatışma olursa durum değişir. Bu takdirde aynı şekilde düşünmemiz neredeyse olanaksız hale gelir. İşte uzlaşma burada devreye girecek bir konu.
Bir arada yaşamak söz konusu olduğunda uzlaşmak, tümüyle aynı şekilde düşünmek değil (çoğu kez bu zaten mümkün değil). Görüşlerimizi bütünüyle karşımızdakine kabul ettirmek hiç değil. Olsa iyi olur tabi, ama çok zor. Uzlaşmadan anlaşılması gereken karşımızdaki kişiyle birlikte, üzerinde sorunsuz şekilde durabileceğimiz bir düzlem bulmak. Ortak bir zemin belirlemek. Çatışma riskinin bulunmadığı bir ortam yaratmak. Aynı resmi görebildiğimiz bir bakış açısı keşfetmek. Uzlaşma bu.
Konuşma sonunda her iki taraf da başlangıçta bulunduğu yeri değiştirmemiş olabilir. Bu durumda uzlaşma sağlayamadıkları şeklinde bir uzlaşmaya varabilirler. Bu bile uzlaşma. Yeter ki iletişim sürsün. Yeter ki bir araya geldiklerinde sessizlik egemen olmasın.