YAPMA DERKEN YAPICI OLMAK
Yapma derken yapıcı olan kimse yapılmasını istemediği eylemin yerine ne yapılması gerektiğini söyler. Yapıcı olmayan ise yapma der ve orada durur; şunu yapma, böyle davranma, bundan vazgeç... Yapılması gerekeni söylemez. Yapıcı olmayan konuşmalarda çoğu kez neyin yanlış olduğu ve neden dolayı yanlış olduğu uzun uzun anlatılır. Karşı taraf da çoğu kez o yanlışı neden yaptığını, onu yapmasına yol açan sebepleri tekrar tekrar sıralar. Çünkü konuşma konusu yapılmaması gerekenle sınırlı. Alan sınırlı olunca da taraflar aynı konu etrafında söz üretme çabasına girer.
Yapıcı olmayan konuşmanın ilginç yönlerinden biri süre verilmemesi. Daha doğrusu süre vermenin mümkün olmaması. Çünkü çoğu kez “şu zamana kadar yapma” demek anlamlı değil. Hatta tuhaf ya da komik bile olabilir. Lütfen nisan ayının on ikisine kadar arkadaşının kalemini izinsiz alma.. Böyle bir cümle pek de anlamlı olmayacaktır. Çünkü ister istemez şu noktaya çıkıyor: o tarihten sonra kalemi izinsiz alabilirsin! Ya da önümüzdeki iki yıl boyunca işlerini yanlış yapma. İki yıl sonra serbest, istediğin gibi yanlış yapabilirsin.
Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi yapıcı olmayan konuşmada süre belirtmek birçok durumda mümkün değil. Bir bakıma yapılmasını istemediğimiz iş ya da davranışın hiçbir zaman yapılmamasını bekleriz. “Bir daha yapma” demek isteriz. Yani sen ve ben hayatta olduğumuz sürece bunu tekrar etme. Bir ömür boyu yapma! Olay iş yerinde geçiyorsa sen ya da ben işten ayrılıncaya kadar yapma.
Bu süre çok uzun olabilir. Sürenin uzun olması her iki taraf için de iyi olur elbette. Uzun bir ömür sürmeye kimse itiraz etmeyecektir. İşini uzun süre kaybetmemeyi herkes arzu eder. Fakat derine inildikçe daha karmaşık sorular bizi bekler. Gerçekten yapmadığını yani konuşmanın işe yaradığını nasıl anlayacağız? Süre bitmeden bunu söylememiz biraz zor. Ömrümüzün sonuna gelmeden ya da işten ayrılana kadar bu konuyu aydınlığa kavuşturmak olanaksız.
Yapıcı olursak durum farklı. Çünkü o takdirde ne yapılacağını da söylüyoruz. Ortada yapılması gereken bir iş varsa genellikle ne zaman yapılacağı da bellidir. Filanca tarihte, üç gün sonra ya da aynı durumla bir kez daha karşılaşınca.. Konuşmamızın işe yarayıp yaramadığını anlayabiliriz. Süre dolunca veya aynı durumla tekrar karşılaştığımızda onun ne yaptığına bakarız. Böylece çok uzun süreler beklememize gerek olmaz.
Daha büyük riskler de var
Yapıcı olmadığımız durumda daha büyük riskler de var. Yapma dedikten sonra durup, ne yapılması gerektiğini söylemediğimiz takdirde başımıza gelecekler çok daha üzücü olabilir. Çünkü inisiyatifi karşı tarafa vermiş oluyoruz. Olacaklar üzerinde herhangi bir etkimiz kalmamış oluyor. Olmaması gerekenleri belirlemekle yetinmiş oluyoruz, yapılması gerekenle ilgili bir katkımız olmuyor.
Karşı taraf bizim yanlış dediğimiz işi ya da davranışı tekrarlamaz. Buraya kadar sorun yok. Fakat bizim durduğumuz yerde durmayabilir. Kendi kararıyla başka bir eylem gerçekleştirebilir. Yapacağı
iş veya sergileyeceği davranış belki yanlış olmayacaktır. Doğrusunu bulacak ve onu yapacaktır. Ancak birçok durumda da öncekinden çok daha yanlış olabilecektir.
Ne yapmalı ?
Sadece yapma demek yerine bir adım ileriye gitmeli. Ne yapılması gerektiğini de söylemeli. Aksi takdirde risk almış oluruz. Karşı taraf arayışa girer. “Bunu yapmam doğru değil, tamam. Peki ne yapmalıyım?” diye kendine sorar. Düşünür bir karar verir ve onu yapar. Verdiği karar ise bizim görmeyi arzuladığımız bir sonuç olmayabilir. Hatta hiç olmayabilir.
Bir yanlış ya da hata üzerinde konuşurken bir taşla iki kuş vurmalıyız. Hem istemediğimiz bir eylemden kurtulmalı hem de istediğimizi bir sonucu elde etmeyi hedeflemeliyiz. Yanlışı sahibine söylemek tek atışlık bir iş. Bu tek şansımızı verimli kullanmalı, riske atmamalıyız.