YOKLUĞU FARK EDİLEN, VARLIĞI YOK SAYILAN
Selamlaşma kanıksadığımız bir davranış. Çevremizdeki insanlarla yaptığımız selamlaşmalar hayatın olağan akışı içinde pek dikkatimizi çekmez. Gün içinde kime selam verdiğimizi ya da kimin bize selam verdiğini genellikle unuturuz. O kişi bizim için önemli biri değilse bu konuya pek fazla anlam yüklemeyiz. Selamlaşmayı adeta görmezden, bilmezden geliriz. Yaşamımızda selamlaşma diye bir kavram yokmuş gibi davranırız.
Yolda, çarşıda, toplu taşıma araçlarında ya da başka bir yerde bir tanıdıkla karşılaştığımızı ve kısa bir süre konuştuğumuzu düşünelim. Sık görüşmediğimiz biri olsun. Akşam eve geldiğimizde bu olaydan nasıl söz ederiz? Karşılaşmamız hakkında neler anlatırız? Anlatılacak bir çok şey olabilir. İyi olduğunu, son görüşmemizden bu yana başından geçen önemli olayları, ailesindeki gelişmeleri..
Ben ona çok içten bir şekilde, yumuşak bir ses tonuyla ve çok dostça bir merhaba dedim. O da bana sevinçle ve gülümseyerek iyi akşamlar diye yanıt verdi demeyiz. Onunla karşılaştığımızı söyledikten hemen sonra konuştuğumuz diğer konulara geçeriz. Hangi sözcüklerle selamlaştığımızı ya da selam verirken kimin gözlerinin daha çok ışıldadığını anlatmayız. İşin selam sabah kısmı bize pek önemli gelmez.
Tabi karşılaştığımız kişi bizim için önemli bir kimse ise durum farklı olur. Bu da son derece normal elbette. Ama olağan koşullarda selamlaşma düşünce dünyamızda çok fazla yer kaplamaz.
Oysa bize selam verilmediği ya da verdiğimiz selamın alınmadığı durumlarda işin rengi değişir. Selamlaşmanın önemi bir anda tavan yapar. Gerçek değeri fark edilmeye, büyüklüğü göze görünmeye başlar.
Tanıdığımız bir insan karşılaştığımız halde bize selam vermezse bu hemen dikkatimizi çeker. O kişinin bizim için taşıdığı önem bu olaydan ne ölçüde etkileneceğimizi belirler. Kendimizi yakın hissettiğimiz veya bizim için önemli olan bir kimse bunu yaparsa konu üzerinde ciddi şekilde düşünürüz. Görmemiştir, dalgındır desek de içimiz rahat etmez. Görmediyse bunu onun ağzından işitmek ve emin olmak isteriz. Başka bir sebep varsa o sebebi bilmek isteriz. Sorarız, öğrenmeye çalışırız. Yakın olmadığımız ve önemli bulmadığımız biri bile olsa bize selam vermemesi kafamızı meşgul eder.
Selam verdiğimiz biri selamımıza karşılık vermezse bu bizi daha da fazla etkiler. Böyle bir durumda kalırsak olay bambaşka bir görünüme bürünür. Söz konusu kişinin yakın ya da uzak olmasına bakmayız. Moralimiz bozulur. Sebebini buluncaya kadar da araştırırız, soruştururuz.
Selamlaşma adeta yokluğu fark edilen ama varlığı yok sayılan bir insan davranışı. Önemini eksiklik durumunda fark ediyoruz.
Ne Yapmalı?
Selam vermekten kaçınmamalı. Uygun olan her durumda selam vermeli. Verilen selamı mutlaka almalı. Yaşadığımız hayat bizi hep daha hızlı olmaya zorluyor olabilir. Her gün biraz daha fazla ayrıntının peşinde koşuyor olabiliriz. Fakat bütün bunlar özdeğerimizin can suyunu kesmemize sebep olmamalı.
Selamlaşma konusuna dikkat etmek gerekiyor. Bunu doğal şekilde yapmaya da aynı ölçüde özen göstermek şart. Yapay ya da yapmacık olmamalı. Ortam ve durum uygun değilse selam vermek için koşulları zorlamanın anlamı elbette yok.